İçeriğe atla

Oniki – Aşk bir H₂O’dur

Ekim 16, 2009
tags: , , ,

Soru12: +esin , 13.10.09 aşk
herşeyi sözde bilimle açıklıyosunuz madem aşkı da açıklayın da görelim???
_______________________________________________________________________

Sayın +esin, sorunuza geçmezden evvel dikkatimizi çeken önyargınıza bir dokundurmak akabinde hazırladığımız bilimsel içerikli cevaplara geçmek istiyoruz. “Sözde” sıfatıyla betimlediğiniz cevaplarımızın alaycı bir tavrı olsa da bazı bilimsel gerçekler göz ardı edilmemiştir. Dolayısıyla sözde değil; bir yerde, özde, bir takım bilimsel cevaplar olduğunu belirtiriz. Yoksa dini dayanaklar göstermek zorunda kalacaktık o vakit alaylı imam vs. olacaktık. Olmadık. Alaylı imam olacağımıza alayına isyan ederiz. Diğer taraftan takma adınızın başındaki pozitifliği simgeleyen + işaretinin hatırına size daha fazla giydirmeden şu aşkın naçizane bilimsel açıklamasına geçelim. Aslında sadece duygusal bir haz, his olduğunu düşündüğünüz ve bilimsel bakış açısıyla ele alınamayacağını sandığınız aşk; her yerde birçok bilimsel kaynaklara dayandırılmış bir kavramdır. Görüyoruz ki “hadi sıkıyorsa aşkın da bilimsel açıklamasını yapın” şeklindeki meydan okuyan halinize şaşırıyoruz. Zira aşk yıllarca hit bir konu olmuş; yazılı basının, sanal forumların hatta İsveçli bilim adamlarının ilgi merkezinden çıkamamış tinsel ve bilimsel yönleriyle çeşitli araştırmalara konu olmuş, değerlendirilmişte değerlendirilmiştir. Tavrınız biraz yersiz; merakınız hızla gelişen teknolojinin ve çağın gerisinde kalmış diyebiliriz sevgili +esin. Ancak bilmemek, görmemek, denk gelmemiş olmak ayıp değil zira izahattan sonra algılayamamak ayıptır. Bizler de bunun için varız. Herkes için anlaşılmayana ışık tutsun diye. Bakınız nikinizin bir artısıyla nasıl da sevgi yumurcağı olmuşuz. Tıpkı aşkla sarıp sarmalıyoruz meraklı okurlarımızı…

+esin, aşk zaten tamamen bilimsel bir olgudur. “Evet, sorunun net cevabı budur. Aşk dolu günler dileriz” :-) , demiyoruz elbette. Aşktan yana şansı olmayan, “ne oldu da ben böyle oldum lan” diyen, hep iki bilinmeyenli denklem üzerine oynayıp üçüncü bilinmeyenle formülü kuramayan veya teoride iyi pratikte kötü birçok bilim adamı ne menem bu başıma gelenler diyerek aşkın psikolojik gelişimini çeşitli safhalara ayrılmışlardır. Görmüşlerdir ki bulutların üstünde hissettikleri kendileri ve karınlarında uçuşan kelebekleri hormonlarının bir cilvesiymiş. Psikolojik her sürecin biyo-kimyasal bir açıklaması varmış.

Kısacası ve hatta edebi olarak bilimsel açıklaması: bir varmış bir yokmuş. Hiç aşık olmamış; aşık olup ayakları yerden kesilmiş; ayrılıp aşk acısına maruz kalmış; hem seven hem nefret eden, vb. farklı seviyelerden seçilmiş örneklem üzerinde yapılan biyo-kimyasal çalışmalarla aşkın; dopamin, serotonin, adrenalin gibi çeşitli hormonların dengesini şaşıp ya az ya çok salgılanmalarıyla doğru orantılı olarak gelişen bir his olduğu kanıtlanmıştır. Evvela feniletilamin hormonu ilk görüşte etkilenmenizi sağlar. Bu esnada testosteron ve östrojen hormonları karşılıklı cilveleşmektedirler. Adrenalin hormonu, aşkınızı gördüğünüzde heyecan duymanızı; dopamin, tutkulu ve kıskanç bir aşık olmanızı; serotonin ise aşk esnasında az salgılanırsa aşktan acı duymanıza, çok salgılanırsa non-stop mutlu, saf salak, oltaya takılan bir aşık olmanıza sebebiyet vermektedir. Burada sizi ve Cosmopolitan dergisini devreye sokup, araştırmacı bir kişilik geliştirmenize ön ayak olmak üzere adı geçen hormonların oynaklığını gözlem altına almayı size bırakıyoruz. Dilerseniz uygulamalı çalışmalar gerçekleştirir, kobay olarak kendinizi ve hayırlı bir partneri kullanabilirsiniz. Sayemizde kimyalar tutar da evlenirseniz haberimiz olsun siteyi direkt izdivaca yönelik bir forma sokarız :-) .

Konuya geri dönecek olursak ve bizim analizlerimizle devam edecek olursak, aşk, öncelikle biyolojik ihtiyaçların ve duygusal ego tatmininin karşılanması için arkasına sığınılmış önemli bir kavramdır. İnsanoğlu üreme ve neslini yürütme içgüdüsüne sahiptir. Eros bu noktada devreye girmekte ve okunu uçuşa hazırlamaktadır. Biyolojik saatinizin alarm vermeye başladığı bir anda mantıksal veya mantık dışı nedenlerle aşık olasınız gelir. Aşık olacağınızı hissettiyseniz, eldeki mevcudu mantıksal duyarlı bir teraziyle ölçer tartar aşık olacağınız kişiyi kendi değerlerinize yakın birileri arasından seçmeye çalışırsınız. “Buna aşk denir mi şimdi” demeyin, denir elbette. Vaktiyle Yunus Emre’nin Allah ve doğa aşkı doğal oluyorsa süzme aşkta tuhafınıza gitmemeli. Bu kısımda dikkate alınması gereken, gelecekte kıçınızı sağlama almayı tasarlamakla kafa dengi bir partner hayali kurmak arasındaki kişisel özeleştirilerinizi yapmış olmanızdır. Asrın sorunu ve sizin de bu kapsamda ele almanız gereken mantıksal parametrelerden biri olan ekonomik analizin limitlerini doğru belirlemelisiniz. Kendi içinizle fiyatta anlaşmalısınız. Çıkar ilişkisinden ne aşk doğar ne de sevgi gelişir.. Hatta yumuşak ipek kaftanlara yaslamak istediğiniz kıçınızda patlar bizden demesi. Aşık olmanız gerektiğinin farkında olmadığınızda ise bilinçsizce yakın çevrenizde ot, bok ne varsa ona konarsınız ve o bilindik deyimi doğrularsınız. Buna da yıldırım aşkı denir… Şansınız varsa doğru kişidir, değilse malum, boktur. Burada yıldırım, “hızla gelen” anlamı dahil, ayrıca etkilerinin bünyeden atılması belirli bir zaman gerektirdiğinden yıldırma psikolojisi kapsamında “yıldırım” olarak nitelendirilmiştir. Biz bu tür bir aşk uğruna Yıldırım’ı bekleyip kız kurusu veya ana kuzusu bir erkek olmanızı desteklemiyoruz.
Diğer taraftan bir önlem açısından paratoner kullanımını önerebiliriz…
Bizden bu kadar.
Aşk ilen kalın.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

Gravatar
WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 42 other followers